"Çevrene sınırlar, çemberler çiz dostum.

Gittikçe yükselen dağlara seninle birlikte çıkanların sayısı her geçen gün azalsa da,

yükselen dağlardan bir sıradağ kur kendine.”

f. nietzsche
 

Noli turbare circulos meos!

"Çemberlerimi bozmayın."

Archimedes
Surreal Template Image

 

 

Yükselen dağların zirvelerine çıkmak... 

Işığın izini aramak, takip etmek...

Rüzgarın esintisini tüm bedeninde hissetmek...

Kanatlanıp, kuşlar gibi uçmak, balıklar gibi yüzmek...

Sonsuzluğa gidip arayışlar yapmak...

Evreni anlamak...

Tanrı'yı aramak, Tanrı'ya ulaşmak, Tanrı'ya hakikati sormak!...

Uzletle ruhu yüceltmek...

Bilgelik arayışında olmak...

Erdem yolunda ilerlemek...

Hakkaniyetli olmak, adaleti yüceltmek...

Ruhunda ve bedeninde özgürlük hissetmek...

 

***

 

Sade bir yaşamı tercih etmek...

Istıraplardan kurtulmak için ihtiraslardan uzaklaşmak...

Sadece aramak, anlamak ve arayış içinde olmak...

 

Hepsi bu!.. Bundan daha ötesi nedir ki? Neye yarar ki?

Bundan ötesi bir balçık dünya değil mi ki?

 

Ey fani dünya!... Ey yalan dünya!... Ey balçık dünya!...

 

***

 

Ne makam-ne mevkii, ne para, mal-mülk!...

Bırak bunları bırak!... vazgeç!...

‘Üç çift atın çektiği pırıl pırıl  arabanda, peşinde  sürüklediğin bir sürü aşağılık kişilerle değer bulduğunu sanıyorsan aldanıyorsun Philémon. Dış görünüşündeki bu gösterişli şeyleri bir yana bırakırsan bir budaladan başka ne kalır ortada.’ La Bruyere

ve o değersiz sürüden uzaklaş... bulaşma!... Kirletme kendini... Değersiz mahlukatlarla çekişme.. Tanrı'nın adaletine teslim et o değersiz sürüyü...

‘Öküz gelmiş, eşek gitmiş bize ne?

Şimdi vakit hoştur, o çekişmeden vazgeç.’

Rumi

 

Ey balçık dünya, yayıldığı yer değil misin, sen eşeklerin...

‘İsa'nın yurdu değilsin sen,

yayıldığı yersin eşeklerin.’

Rumi

 

Öyleyse, ne dert edersin kendine!... Ne üzersin kendini!...

'Etkili olamıyorsan, her şey ruhsuz kalıyor,

Kendini üzme!

Bataklığa düşen bir taş

Halkalar oluşturmaz.'

Goethe

 

Ey balçık dünya, saman çöpünün üzerindeki sineklerin dünyası değil misin sen!

Eşek sidiği birikintisi üzerindeki saman çöpüne konmuş sinek, kendi kendine böbürlenerek şöyle diyordu: -İşte burası deniz, bu da gemi, ben de ehliyetli, doğru düşünen, yerinde hüküm veren bir kaptanım. Eşek sidiği üzerindeki gemisini sürüp duruyordu. O bir avuç sidik gözüne uçsuz bucaksız deniz görünüyordu. Gerçeği görecek göz nerede onda? Görüşü ne kadarsa dünyası da o kadardı.’

Rumi

 

ve Sen... Eşek sidiği birikintisi üzerindeki sineklere tahammül etmek zorunda değil misin, Sen!

 

Bilmez misin?

Hasbel kader!... 

 

Daha fazlasını söylemek ne mümkün!

Hasbel kader, oradasın!...

İyi, varsın öyle olsun da, niye kaptan sanırsın kendini be küçük adam!... Bununla da yetinmeyerek, iktidarın için mücadele ederek, zaten olmayan ahlakını derin ahlaksızlık olarak tescillersin...

 

Ey balçık dünya, yayıldığı yersin sen eşeklerin...

Yüzyılların gördüğü eşeklerin en eşeği...

Asinus asinorum in sæcula sæculorum

 

Sen o değil misin?

'Bunu kendi bildiğimce söylemem, bir mucize değil,

Ve onlar kendi kendilerini beğenerek, kapılırlar kuruntusuna

Övgüye değer olduklarının: bu yüzden görünür köpek köğeğe

En güzel varlık olarak, öküz de öküze

Eşek de eşeğe ve domuz da domuza.'

Epikharmos

 

ve sen değil misin o, dışkı ve sidiğin arasından doğan!..

Inter fæces et urinam nascimur
St.Augustine

 

Öyleyse, uzaklaş, o insan sürüsünden... Öyle yap!

Odi profanum vulgus et arceo
 Horatius

 

Siz, adi insanlar!  Bayağı insanlar... Vulgum pecus'lar...

Vulgum pecus

 

Öyleyse uzlete mi!....

Hayır, hayır... Sadece hakikatin bir yönünü görebilmek ve söyleyebilmek!...

Hepsi bu!...

 

***

 

Peki niye düzeltmez insanoğlu bu eşeklerin yaptıklarını!...

Vicdanlar nerede?

Hani nerede Themis!

Hani nerede Justitia!

Onun için mi gözleri bağlı!...  Tarafsızlık için mi!...

Ey ilahi adaletin tecessümü Themis, aç gözlerini, aç da bak!

Ey ilahi adaletin tecessümü Justitia, aç gözlerini, aç da bak!

 

Ey balçık dünya! Adaletin bu mu dünya!...

Bir ülkede bir yol varsa orada yoksul ve aşağı konumda olmak onursuzluktur. Bir ülkede Yol yoksa orada zengin ve soylu olmak onursuzluktur.

Konfüçyüs

 

Ey balçık dünya! Ey soysuzların dünyası!

'Başkalarını onurlandırdığımızda

Kendimizi soysuzlaştırmak zorundayız.'

Goethe

 

Ey eşek arıları!... hani nerede iğneleriniz!...

Hani nerede adaletiniz?

Görürsünüz nasıl bütün huyumuz suyumuzla Eşekarılarına benzediğimizi

Önce, bir kızdırdılar mı bizi

Bizden daha öfkeli, daha belalı hayvan yoktur

Sonra biz hep eşekarıları gibi yaşarız:

Onlar gibi bölük bölük yuvalarımızda

Sürüyle toplanıp yargılarız:

Kimimiz başyargıcın yanında,

Kimimiz Onbirlerin yanında, Kimimiz Odeon'da.

Sıra sıra duvarlara yapışır otururuz

Ne yazık ki, sahte arılar da vardır aramızda:

Bunların iğneleri falan yoktur;

Yerlerinden kıpırdamaz, suya sabuna dokunmaz

Bizim bunca zahmetle topladığımızı yerler.’

Aristophanes

 

Rahatınızı biraz bozup da haksızlıklara karşı durmanız gerekmez mi, ey eşekarıları!...

Irritare crabrones
Eşekarılarını rahatsız etmek

 

Ey yüce Tanrı, bir de Epiküros soruları peşi sıra - aklımı karıştıran-,

Hani nerede ilahi adalet, diye beni günaha teşvik eden soruları soruyorum...  Epikurosyan sorular!...

Tanrılar kötülükleri yeryüzünden kaldırabilir mi veya kaldıracak mı veya istese de kaldırabilir mi; yoksa bunu yapamaz mı, yoksa yapmayacak mı, veya nihayette Tanrılar hem yapabilir ve hem de yapmak istiyorlar mı? .. Eğer Tanrılar yeryüzünden kötülükleri kaldırmak istiyorlar da kaldıramıyorlarsa o zaman onlar her şeye gücü yeten değillerdir. Eğer yapabilirler de, yapmak istemiyorlarsa o zaman onlar iyiliksever değillerdir. Eğer onların kötülüğü kaldırmaya ne güçleri ne de istekleri varsa o zaman onlar ne her şeye gücü yeten, ne de iyilikseverlerdir. Ve son olarak eğer Tanrı’lar kötülüğü kaldırma gücüne sahipseler ve kaldırmayı istiyorlarsa o zaman kötülük nasıl ortaya çıkmıştır?

Epikuros

Neyse ki, bir ben değilim bu soruları soran !...

“Ey, Krisna, Bu açıkça zihni karıştıran sözlerinle kafamı karıştırıyorsun; bu yüzden ilahi mutluluğa ulaşacağım tek ve kesin yolu söyle.”

Bhagavat Gita

 

Ey hakikat!

Şu balçık dünyadaki kötülüklerden korunmak ve kurtulmak için sana sığınırım...

Şu Epiküros'un sorularını uzaklaştır zihnimden!...

Ya Rabb, ya Rahman, ya Rahim ; kötülüklerden uzaklaştır bizi...

Ya Hakem, ya Habir, ya Halim ; bizi iyiliklere sevk et...

Ya Muktedir, ya Mukaddim, ya Muahhir ; bize hakikati anlama yolunu göster...

Er-reşid, bize doğru yolu göster, bize doğru düşünme gücü ver, bizi değerli ile değersiz olanı anlama ve kavrama idraki ve iradesini ver...

 

***

 

Hakikat üzerine düşünmek... Doğruyu aramak...

Sonsuzluğa gidip arayışlar yapmak... Kaybolmak... Yok olmak...

 

Sonsuz bir arayış, sonsuz bir var oluş, sonsuz bir bekleyiş...                                    sonsuz bir boşluk ve sonsuz bir sessizlik ...

 

Hiçlik üzerine bir varlık!.. Yokluk üzerine bir zenginlik!

‘Sus yeter artık,

var git yokluğa haydi,

yoklukla yok ol.

Git yokluklardan tanı

yokluktan var olanı.’

Rumi

 

Ey hakikat, nesin ve neredesin!.. Yokluğundaki varlığını tanımama izin verir misin?

 

***

 

Cedar dağlarında gezindi durdu....

Sonra Bisharre'de Nebi ile buluştu...

Ve Nebi O'na şöyle seslendi:

…bu yıkıntı ve perişanlığın tam orta yerinde, tüm olup bitenleri uzaktan seyreden ve İnsan’ın umarsızlığı ile Tanrı’nın güçlülüğünü içi sızlayarak düşünen Can duruyordu. Can mahzundu. Umutları umutsuzluğa, mutlulukları üzüntüye, huzur dolu yaşamları savaş alanına dönmüştü. Üzüntünün, acının ve umutsuzluğun demir pençeleri arasında inleyen kalbi kırıklarla acı çekti, Can.

Ve Can, onların yanı başında durup düşünürken ve acı çekerken, yeryüzünün tüm güçlerini bir arada tutabilen o Yüce Yasa’nın adaletinden şüpheye düştü ve şöyle fısıldadı sessizliğin kulağına: Bütün bu yaratılmışlığın ötesinde ortaya ıstırap ve yıkım getirebildiği kadar düşünülemeyen güzelliği de getirebilecek ..................