Yandaki fotoğrafı Piriştina(Kosova) da Etnografya Müze'sinde çektim.

 

Arnavutların geleneğinde ölen kişinin elbiseleri ve sevdiği aletler/yiyecekler bir süre sergilenirmiş...

 

 

Ölüm, bu dünyadaki en yalın gerçek.... Ölüm, bu dünyadaki en güzel adalet... Ve bazen ölüm tadına varılması gereken bir istek... Montaigne'nin ünlü Denemeler adlı eserinde "Ölümün Tadına Varmak" başlığını taşıyan bölümü okuyun lütfen...

Yaşama onurlu ve şerefli bir insan olarak veda etmek her insana nasip olsun derim... Başkalarını incitmeden, başkalarının hakkını gasp etmeden, zulüm etmeden, haksızlık etmeden...

Değerlere sahip olarak ve katma değerler yaratarak... Bilgi, liyakat, erdem, etik, adalet, özgürlük, barış gibi değerlere sahip çıkarak, koruyarak, geliştirerek...  Değerlere sahip olmak ve değerler yaratmak... İnsanı değerli kılan başka ne olabilir ki!...

Montaigne gibi düşünürüm: "Yaşamayı ölüm kaygısıyla, ölümü de yaşama kaygısıyla bulandırıyoruz...Yaşamasını bilmemişsek bize ölmesini öğretmek yersizdir...  Bana sorsanız, ölüm yaşamın ucudur, sonu, bitimidir, ama konusu değil."

Yüce Allah'a daima şükürler ediyorum.. Dua ediyorum... Sağlığım, gezdiklerim, gördüklerim, yaşadıklarım için.. her şey için...

Öldüğümde bu dünyada en çok üzüldüğüm bir şey bilinsin isterim... Bilgisiz, cahil, etik ve erdemden uzak, adi çıkarları uğruna hesaplar yapan değersiz insanların hak etmedikleri yerlerde, makamlarda, ünvanlarda olduklarını görmek en büyük üzüntülerimden birisi olmuştur... Keşke, her insan bu dünyada hak ettiği yerlerde olabilseydi... Mevlana'nın sözleri ile söylemek gerekirse; "nice insanlar gördüm, üzerlerinde elbise yok; nice elbiseler gördüm içinde insan yok." Tüm yaşamımda beni en çok hayretlere düşüren insan karakterleri ve insan tipolojileri olmuştur... İnsan karakterlerini tahlil edince insanların büyük çoğunluğunun değer yaratmayan değeri düşük karakterlerden müteşekkil olduğunu düşünüyorum...   Vardır, yüce Mevla'nın bir bildiği!.. 

 

Bir gün Mel Gibson'un başrolünü oynadığı ünlü Hamlet filmini izliyorum... Mel Gibson, muhteşem Hamlet rolü ile yandaki sözleri sıralıyor... O zaman şunu hissediyorum... Evet, ölmek, uyumak sadece...

 

Bu sayfayı ziyaret eden herkesten şunu rica ediyorum... Önce Hamlet'in sözlerini okuyun... Gözlerinizi kapatın... Bir dakika uyuyakalın... Sonra gözlerinizi açın ve tekrar okuyun...

 

Ölmek, uyumak… uyumak, belki rüya görmek.
 

 

        

       Ölmek, uyumak sadece!

Olmak ya da olmamak,
İşte bütün mesele bu.
Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına,
İçin için katlanmak mı daha soylu,
Yoksa bir dertler denizine karşı silaha sarılıp
Son vermek mi onlara?
Ölmek, uyumak…
Hepsi bu… ve bir uykuyla
Yürek sızısına ve bedeni bekleyen
Binlerce doğal darbeye son verdik diyebilmek…
Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi!
Ölmek, uyumak… uyumak, belki rüya görmek.
Ha! İş burada. Çünkü o ölüm uykusunda,
Şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda,
Göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez.
İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu
Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine,
Zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine,
Hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine,
Devlet görevlisinin kendini bilmezliğine;
Sabırla bekleyen erdemli kişinin,
Değersiz insanlardan gördüğü muameleye,
İnsan yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesebilecekken?
Kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında
Homurdanıp terlemeye,
Ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı?
Sınırlarını bir geçenin bir daha dönmediği
O bilinmeyen ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp
Bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense,
Başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı?
İşte bunları düşündükçe
Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
Ve işte böyle kararlılığın doğal rengi,
Endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor;
Bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar
Bu yüzden yörüngesinden sapıyor
Ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları.
Hey, o da kim? Güzel Ophelia!
Peri kızı, dualarında benim günahlarımı da unutma.

 

"Siz, ölümün sırrını öğrenmek istiyorsunuz.
Fakat onu hayatın kalbinde aramadıkça bulmaya imkan mı var?
Gözlerini yalnız karanlıkta açabilen ve gündüzün kör olan baykuş, aydınlığın sırrını keşfedemez.
Onun için ölüm ruhunun hakikatini kavramak isterseniz kalbinizi, hayat gövdesine açınız.
Çünkü hayat ile ölüm birdir. Nasıl ki nehir ile deniz birdir."

K. Gibran

 

"Ve bir adam şöyle dedi: "Bize kendini bilişden bahset."

Ve o cevap verdi:

"Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir.
Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

Düşüncelerinizde daima bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz.
Rüyalarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz.

Ve böyle de olması gerekir.

Ruhunuzun saklı kaynağı yükselmeli
ve çağıldayarak denize doğru koşmalı;
Ve o zaman, sonsuz derinliğinizin hazineleri
gözlerinizin önüne serilecektir.

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tartı aramayın;
Ve bilginizin derinliğini değnekle
veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayın.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.
'Tek doğruyu buldum' değil, 'Bir doğruyu buldum' deyin.

'Ruha giden yolu buldum' değil,
'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;
ne de bir kamış gibi dümdüz büyür.
Ruh, sayısız taç yaprakları olan
bir lotus çiçeği gibi açılır."

K. Gibran

 
 

© COPYRIGHT 2007-2009 ALL RIGHTS RESERVED